Günümüz İnsanlarına Dair-Tumay Can Açık

“Kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.”[1] diyor Cemil Meriç. Bu cümleyi okuduğumda bir an durup düşünmüş ve tekrar tekrar okuma gereği duymuştum. Her okuyuşumda farklı bir mana çıkarmış, farklı anlamlara doğru yelken açmıştım.
Bu manalardan biri de dışarıdaki insanların son yıllarda kaba, merhametsiz ve vurdumduymaz hale gelmesidir. Kitapları bu kadar çok sevmemin sebeplerinden biri de belki buydu: Dışarıdakilerin ilgimi çekmemesi.

Son zamanlarda insanların daha merhametsiz ve birbirlerine karşı tahammülsüz olduklarını gözlemlemeye başladım. Bu gözlemimin yaşımın ilerlemesinden mi, insanların değişmesinden mi yoksa sosyal medyada gördüğümüz o çirkin görüntüleri sokakta da aramamdan mı kaynaklandığını başlarda bilemedim. Sosyal medyanın etkisini göz ardı edemeyiz tabii ama bence kentleşmenin aşırı artması ve bu alanlarda yaşamanın zorluklarını insan bünyesi artık kaldıramıyor. Trafik, yeşil alan azlığı, kirli hava, ses kirliliği ve gökyüzünün bile görünemediği günler gibi artırabileceğimiz sebepler, insanların psikolojisini olumsuz etkiliyor.
Bu sebeplerin yanında, 50-60 yıl önce ülkemizde insanların büyük bir kısmı kırsal alanlarda yaşamaktaydı. Bu alanlardaki insanlar birbirlerini tanıdıkları için ne kadar kavga etseler, küsseler ya da birbirlerini kırsalar da bir aile gibi olduklarından kısa süre sonra araları düzeliyor ve normal hayatlarına devam ediyorlardı. Günümüzde ise insanlar kentlerde, kırsaldaki gibi bir aidiyet duygusu hissetmedikleri için birbirlerine karşı tahammül seviyeleri son derece düşük. Tanımadıkları insanlara karşı -ki bence bu bir bahane değil- son derece merhametsizce hareket edebiliyorlar. Özellikle trafikte adeta canavarlaşıyorlar. Peki, az önce saydığımız sebepler tüm bu davranışları makul görmemizi mi gerektirir? Tabii ki hayır.

Dışarıdaki topluma baktığımda geleceğimizin pek de iç açıcı olmadığını görüyorum. Yeise kapılıyor, içimi bazen bir karamsarlık dolduruyor. Daha sonra âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberim geliyor aklıma. O ki merhametsiz, katı yürekli ve hatta cani diyebileceğimiz bir toplumu dönüştürmek için görevlendirilmişti. Kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir dönemde Peygamberimiz, kızını omzuna alarak gezdirmiş, torunlarını öperek insanlara örnek olmuştu. Akra‘ b. Hâbis (r.a.), Hz. Peygamber’i (s.a.v.) torunu Hasan’ı öperken görünce: “Benim on çocuğum var, onlardan birini bile öpmedim.” demiştir. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.): “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.”[2] buyurmuştur. Bu hadisi okuduğumda yeis, yerini gönlümde ümide bırakıyor. Tüm davranışlarımıza etki etmesi gerektiği gibi, merhamet konusunda da Önderimizi takip etmemiz gerekiyor. İslam, nüzul olduktan sonra çocuklarını canlı canlı gömen gaddar bir toplumu; çocuklarını omuzlarına alan merhametli bir toplum hâline getirdi. O toplum bugün "en hayırlı toplum" olarak anılıyorsa, biz de kendimizi onları örnek alarak dönüştürmeliyiz. Biraz gayret, biraz sabır ve biraz ciddiyet ile bunu başarabiliriz.
Selametle…
[1] Meriç, 2024, s. 74
[2] Müslim, Fedâil, s. 65
Kaynaklar
*Meriç, Cemil; Bu Ülke, İletişim Yayınları, İstanbul, 1985.
*Müslim, Fedail; s. 65.
Yüreğine sağlık… Selametle kalın …