top of page

Ummanda Katre Olmak-Hakan Oğuz

  • Yazarın fotoğrafı: Hakan Oğuz
    Hakan Oğuz
  • 20 Ara 2025
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 22 Ara 2025

“Neden yazıyorum?” sorusu üzerine biraz düşünmek ve birkaç şey söylemek istedim. Zaten ne yaparsak yapalım önemli olan, neden yaptığımız değil midir? İnsanın eylemlerinin gayesi, neticesinden daha önemlidir. Neden ve niçin yaptığını bilmezsen, yaptığın işten nasıl zevk alabilirsin ki? Kendini motive edecek şey, aslında seni o işi yapmaya ikna eden delildir.


Close-up view of a vintage typewriter with a blank page

Çok uzatmadan gelelim benim motivasyon kaynağıma. Kur’ân-ı Kerîm’de bize emrolunan şu hakikate bir kulak verelim: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve sadıklarla beraber olun.”[1]


Sözlükte insan, “alışmak, uyum sağlamak, ünsiyet kurmak” anlamındaki ins/üns kökünden gelmektedir. Enes “insanla iyi geçinmek”, enis “dost, arkadaş” demektir. Teennüs ise “insan olmak” anlamı taşır.[2] İnsan, hemhâl olmaya programlanmıştır. Gördüğü manzaradan etkilenir insan; duyduğu kuş cıvıltılarından da yanındakilerin hâlinden de… O yüzden sadıklarla beraber olmak emredilmiştir bizlere. Sadıklarla bir olursan, sadık gibi olursun. Onların nefesine karışır zikrin, onların zikrine ortak olur fikrin. Onların meclisinde zikredilir ismin.


Allah’ın öyle sadık kulları vardır ki ilmi talep ederken sözlerine sadık kaldılar. “İlmin başı acı, sonu tatlıdır.” deyip yollarında sebat gösterdiler. Yetmedi; o ilmin ışığıyla insanları aydınlatmak için hem anlattılar hem de yazdılar. Ellerinde kalem, önlerinde mum ışığına sığan satırlar… Yazdılar. Tek tek hokkadaki mürekkebe batırarak diviti… Düşünsenize, birkaç kelimede bir yeniden mürekkep arıyorsunuz ve bilgisayar da yok. Bilgileri tek tuşla arayacakları bir sistem yok; varsa ezberlerinden, yoksa kitaplarından satır satır arayarak, sayfa sayfa bakarak eserlerini yazdılar. Yanlışları düzeltmek de tek tuşla kolayca olmuyordu. Geceleri bizim gibi aydınlanan odaları da yoktu; yalnızca masanın ucunda yanan bir mumları vardı. Ama kelime kelime büyüttüler satırlarını. Satır satır ulaştılar ciltlerce eserlere. Yazmaya sadık kaldılar.


Ben de onlar gibi olmasa da yazmak istiyorum. Maksadım yazmaya ve üretmeye sadık kalanlarla beraber olmak. Kendimi boy aynasında görmüyorum. Ben bir damlayım; tek başıma hiç anlamım yok. Denize ulaşmak niyetindeyim. Denize düşersem, küçücük cüssemle damla olmaktan çıkıp artık denizden ayrılmaz bir bütün olmak hedefimdir. O yüzden yazıyorum. Yazan niceleri gibi… Bu ummanda katre olmak gibi engin hayallerim var. Bir damlanın yolculuğunu düşünün: Tek başına bir hiç hükmünde. Ancak okyanusa düştüğünde, artık okyanus o damla, o damla da bir okyanus… Ben bir damla, o âlimler birer derya. Karışırsam aralarına ne büyük kazanç olur. Ne demişler: “Az, aza eklenince çok olur. Nitekim sel de damlalardan oluşmaktadır.” Hem hiçbir şey yapmamaktan, yazmamaktan daha iyi değil midir şu çaba?


Kendisinden başka ilâh olmayana işaret eden şu âlemde her ne varsa okunmaya değerdir. Her varlıkta, okuyana Rahmân’ı gösterecek nice deliller vardır. Âlem; Alîm ve Hakîm olan Allah tarafından yaratıldı, adeta yazıldı. “Nûn. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına ant olsun…” buyrulur Kalem sûresinin ilk âyetinde. Bu âyette, ilim ve mârifetin önemli unsurlarından olan kalem ve yazı bir arada zikredilmektedir. Ayrıca bunlarla yemin edilmek suretiyle önemleri vurgulanmaktadır.


Kur’ân-ı Kerîm’in on yedi sûresinin yemin ile başlaması, yeminin Kur’ân’daki önemine işaret etmektedir. Yüce Allah, yemin etmekle anlatmak istediği konunun ehemmiyetine dikkat çekmektedir. Bununla beraber yeminde kullandığı varlıkların önemini de hatırlatmaktadır. O dönemde Araplar arasında bir sözün önemi vurgulanmak istendiğinde yemin üslubu kullanılırdı. Burada da kalem ve yazı gibi önemli şeyler üzerine, yani yazan kaleme ve o kalemin yazdığı vahiylere yemin edilerek Hz. Peygamber’in (sav) mecnun olmadığı belirtilmektedir. Bu durum, okuma ve yazmanın gerekliliğini de ifade etmektedir. Bundan anlaşıldığı üzere ilim, ancak yazılmak suretiyle korunabilmekte ve kuşaktan kuşağa aktarılabilmektedir. Yüce Allah’ın bu âyette kaleme yemin etmiş olması, kalemin önemine işaret etmektedir. İnsanoğlu meramını dil ile anlatır, kalem ile yazar. Dolayısıyla kaleme, iki dilden biri denmiştir.[3]


Sizinle çok ilginç bir şey daha paylaşmak isterim. Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’ın rızasını kazanan kullarla beraber olmanın, onların arasına dâhil olmanın ehemmiyetine dair en ince delillerden biri Fecr sûresinde karşımıza çıkar: “Ey huzura ermiş nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön! Kullarımın arasına katıl ve cennetime gir!”[4]


Hani demiştim ya sadıklarla beraber olun emrine uymak için yazıyorum diye… Fecr sûresindeki bu âyetlere lütfen bir de bu nazarla bakınız. Allah kulundan razı olmuş, kul da Rabbinden razı olmuş ve cennete girecek… Ancak Allah, o kulunu cennete tek başına sokmuyor. Önce “kullarımın arasına katıl” buyuruyor, ardından “cennetime gir” emrini veriyor. Anlayana ne büyük mesaj, duymak isteyene ne kuvvetli bir seda!

İşte ben o kulların arasına girmek için yazıyorum. O kullar ki eserlerini “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” diye telif etmeye başladılar. Çünkü konu ne olursa olsun, ne anlatırlarsa anlatsınlar, gayeleri Allah’ın rızasını kazanmaktı. Onları yazmaya teşvik eden sebeplerden biri de şuydu: Allah Resûlü (sav), ölen kişinin amel defterinin kapandığını; ancak üç sınıf insanın bundan istisna olduğunu haber vermiştir. Bu istisnalar arasında, kendisinden faydalanılan ilim bırakan kişi de zikredilmiştir.[5]


İşte bahsettiğim bu büyük âlimler, amel defterlerinin kapanmaması için yazdılar. Eserleri nice insanlara ulaştı ve nicelerinin hayatına ışık oldu. Ben de yazıyorum; çünkü amel defterimi açık tutmak istiyorum. Belki bu satırları okuyan bir kişinin hayatına bir katkısı olur da cennete vesile, rızâ-yı ilâhîye mazhar olmama sebep olur.


Sakın okurken küçümsemeyin; “Kendisini ve yazdıklarını ne de değerli sanıyor.” demeyin. Peygamber Efendimiz (sav) “Ameller niyetlere göredir.”[6] buyurmuştur. Evet, amelim gayet yetersiz ve hadsiz noksandır; fakat niyetim, ilim aşığı sadıklarla beraber olmak ve amel defterimi açık tutmaktır.

Hâl böyleyken, ben size bir soru sorayım: Neden yazmayayım?

 

 

[1] et-Tevbe 9/119.

[2] Kutluer, “İnsan”, TDV İslam Ansiklopedisi, C. 22, S. 321

[3] Karakaş, İslam Medeniyetinde Kalem ve Yazı, S. 114

[4] el-Fecr 89/27-30.

[5] Müslim, Vasiyyet 14. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vasâya 14; Tirmizi, Ahkâm 36; Nesâî, Vasâyâ 8.

[6] Buhârî, Bedü’l-Vahy, 1; Müslim, İmare, 155; Ebu Davud, Talak, 11



KAYNAKLAR

Buhari, Ebu Abdillah Muhammed b. İsmail, el-Camiu's-Sahih, İstanbul, 1979

Karakaş, Ali, İslam Medeniyetinde Kalem ve Yazı, Beyan Yayınları, İstanbul, 2025

Kutluer, İlhan, “İnsan”, TDV İslam Ansiklopedisi, 2000, İstanbul

Müslim b. Haccâc el-Kuşeyrî el-Nisâbûrî, Sahîhu Müslim (nşr. Muhammed Ali Beydûn), Daru‟l-Kitâbi‟l-İlmiyye,Beyrut, 2011



1 Yorum


Misafir
25 Ara 2025

Güzel

Beğen
bottom of page