Neyi Aradığını Bilmek, Bulduğunu Anlamak!-Fethullah Topal

Her çağ kendi içerisinde bir takım sosyolojik meseleleri beraberinde getirir. Her çağın insanının aşması gereken döneme özgü bu sosyolojik meseleler daima buhranlı birer süreç olmuştur. Hatta bazen hiçbir meselenin olmadığı düşünülen konfor zamanlarında bile bu konforun bizzat kendisi bir meseledir. Bu mesele, İlk çağlarda şehir devletlerinin etrafına inşa edilen surların ne kadar sağlam olduğu ile Ortaçağ’da batılılar için insanın inançlarının ne kadar Katolik olduğu ile aynı dönemde İslam coğrafyası için ise ne kadar istikamet üzere kalındığı ile alakalıydı. Yeni çağın meselesi imparatorlukların geleceklerinin ne olacağına dair kaygılarla dolu Yakın çağın meselesi ise teknikte ilerlemenin önemini kavramakla ilgiliydi. Ama bugün de dahil gerçekte en büyük mesele insanın bizzat kendi dünyasında kendini bulması hayattaki bilinçli farkındalığını sağlaması olarak karşımıza çıktı. Ünlü düşünürümüz Nurettin Topçu şu veciz sözleri ile durumu özetlemişti:” Hayatta her şeyi bulmak kolay fakat kendini bulmak zordur.”

İnsanoğlunun en temel meselesi olarak karşımıza çıkmış olan kendini anlamak meselesi o zaman belki de içe dönmeden evvel başkalarının da bizi anlamasını istemektir. İnsan kendi hikayesinin başkaları tarafından bilinmesini kendi bakış açısının başkalarının da dikkatini çekmesi gerektiğini ve belki de tüm diğer insanların her şeyi tam manasıyla kendisinin anladığı gibi anlamasını istemektedir. İnsan aslında tam olarak belki de tüm dünyanın kendi şarkısını söylemesini istemektedir. Ama anlaşılmaya çalışmak insanı derin bir boşluğa ve huzursuzluğa götürüyor gibi görünmektedir. Anlaşılmak arzusu da belki kendini bulmaya yakın bir zorluğu getirmektedir. İnsan aslında anlaşılmayı arzu ettiği sırada kendi aradığı şeyin ne kadar kıymetli olduğunu başkaları da bilsin istiyor. Benim hikayem kıymetli ben kıymetliyim haykırışları yükseliyor bu çabayla birlikte. Hayata karşı eğilimlerini hayattan tam olarak ne beklediğini neyi aradığını insanlara anlatmaya çalışıyor. Neyi aradığını anlatarak aslında kim olduğunu tüm diğer herkese özetliyor.
İnsanın hem kendini bulmak hem de başkalarının kendinde görmesini istediği kimliğini oluşturması bu günümüzde ne kadar mümkün? Girişte bahsettiğimiz muhtelif zamanların buhranlarının içerisinde insan neyi aradığını daha çok biliyor ve olduğunu anlayabiliyor muydu? İnsanın neyi aradığını bilmesi kıymetlidir. İnsanın aradığı şeyi bulduğunun farkında olması çok çok kıymetlidir. Neyi aradığını bilmek aslında insanın başkaları tarafından kendisine vurulmasını istediği etiketi haykırmaktır. Kişi aradığıdır. Neyi arıyorsa odur insan. Fakat aradığını bilmeyen bulduğunu modern çağda nasıl anlayabilir? Aramanın amaç edinmesinden daha öte yolculuğa çıkmayı bile unutan modern insan kendini bulabilir mi?
Kendini bulmak bir bilinçli farkındalığa kavuşmayı ifade eder. Her çağda en büyük meseleydi. Diğer çağlara nispeten günümüzde artık insan bunun bir mesele olmuş olduğunun bile farkında olmayabilir. Neyi aradığını bilmenin kıymetli olduğunu anlamanın ise çok çok kıymetli olduğunu söylemiştik. Fakat modern insan gelinen noktada Gabriel García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık eserinin genel ruh hali olan unutmayı yaşıyor denilebilir. Kendini aramayı unutmuş görünüyor. Yol ikiye ayrılıyor: ya yeniden kendini aramaya koyulacak insanoğlu ya da gelecek yüzyılda neyi unuttuğunu da unutacak!
Yorumlar