Bir Özgür Tercih Yanılsaması: Netflix Batağı-Naim Karadaş


Modern teknolojiyle birlikte algoritmaların gündelik yaşamın tam merkezine yerleştiği artık inkâr edilemez bir gerçektir. İnsan bugün yalnızca teknolojiyi kullanan bir özne değildir; aksine ne izleyeceği, ne düşüneceği, neye güleceği, neye öfkeleneceği hatta neyi arzulayacağı büyük ölçüde algoritmalar tarafından biçimlendirilen bir hayatın içinde yaşamaktadır. Bu yönlendirme düzeninin en güçlü araçlarından biri ise milyonlarca insanın yalnızca bir eğlence platformu olarak gördüğü Netflix’tir. Ancak Netflix artık yalnızca film ve dizi sunan bir platform değil; dikkatlerimizi yöneten (tahakküm altına alan) alışkanlıklarımızı dönüştüren(köleleştiren) ve küresel ölçekte ortak bir düşünme ve hissetme biçimi üreten ( tek tipleştirerek kontrolü kolaylaştıran) dijital bir kültür mekanizmasıdır denilebilir.(Yozlaştırıcısıdır.)
Burada, artık cedelleşmiş “Bir gün robotlar dünyayı ele geçirecek mi?” tartışmasına girmeyeceğim. Çünkü mesele artık makinelerin, sahibi olan insanlığa karşı savaş açması değildir. Böyle bir şeye ihtiyaçları da yoktur. Zira insanlık büyük ölçüde teslim bayrağını çoktan çekmiştir. Üstelik bunu baskıyla değil, gönüllü bir kabullenişle yapmıştır. Bugünün insanı algoritmalara karşı direnmek bir tarafa, tersine onları cebinde taşımakta, evine davet etmekte ve her akşam karşısına geçip kendisini yönlendirmelerine gönülden bir rızayla izin vermektedir. Belki de modern çağın en büyük paradoksu tam olarak budur: İnsan kendi rızası ile özgürlüğünü teslim ederken hala özgür olduğu nidaları atmaktadır.
Günümüzde Netflix büyük oranda film, dizi, belgesel sektörünü ele geçirmiş durumdadır. Tarayıcıya, herhangi bir dizi ya da filmi izlemek için bir şey yazdığınızda sizi yönlendirdiği yer bu platformdur, bu arada insan özgür seçimler yaptığını düşünür. Ne izleyeceğine, kendisinin karar verdiğine inanır. Oysa algoritma çoktan devreye girmiştir. İzleme alışkanlıklarımız analiz edilmiş, dikkat süremiz hesaplanmış, hangi sahnede sıkıldığımız, hangi karakterle bağ kurduğumuz ve ne kadar süre ekranda tutulabileceğimiz belirlenmiştir. “Bir sonraki bölüm” mantığı yalnızca teknik bir özellik değildir; insan zihnini kesintisiz tüketim döngüsünün içinde tutan psikolojik bir stratejidir. Böylece birey, içerik izlediğini sanırken aslında kendi dikkatini, zamanını ve düşünce dünyasını algoritmaya teslim etmiştir. Netflix’in spot başlıklarından biri olan “Bugünün Top 10 Listesi” bile bu yönlendirme mekanizmasının küçük ama güçlü bir örneğidir. Çünkü modern insan artık hakikatin peşinden değil, görünür olanın peşinden gitmektedir. Trend olan değerli kabul edilir; herkesin konuştuğunu konuşmak, herkesin izlediğini izlemek sosyal görünürlüğün bir şartına dönüşür. İnsan, bir sohbet ortamında geri kalmamak için algoritmanın gündemine uyum sağlar. Böylece birey farkında olmadan kendi zevklerini değil, dijital sistemin önüne koyduğu popülerlik haritasını yaşamaya başlamıştır. Hatta artık çoğu kişinin evinde olan “Akıllı TV ”lerin kumandalarında dahi doğrudan erişme imkanı sağlayan ve kumanda da büyük bir yeri işgal eden Netflix tuşları mevcuttur. Normal TV kanallarında yayınlanamayan içerikler herhangi bir süzgeçten geçmeden bu platformda parasını veren herkesin ulaşacağı şekilde yayınlanmaktadır. Platformun özellikle bir mesajın altını vurguladığı açıkça görülmektedir: LGBT ve benzeri yönelimler bir cinsel sapkınlık değil; bu hayatta olması gereken renklerinden sadece biri! Bunu özellikle de çocuklara yönelik dizi filmlerinde oldukça sık şekilde işlemektedirler. Platformun özellikle LGBT içeriklerini tüm yapımlarının %41 [1] ine yerleştirerek özellikle çocuklara ve gençlere yönelik dizi-film ve belgesellerinde kimlik, cinsiyet ve aile kavramlarının yeniden tanımlanmasına; aile kurumunun, ebeveyn otoritesinin ve toplumsal değerlerin giderek ikincil plana itilmesine yoğun şekilde çalışmaktadır. Özellikle platformun çocuklara yönelik programlarında "son derecede tartışmalı ve cinselleştirilmiş içeriklerin" bulunduğu vurgulanarak şirketin CEO'suna bunun bir ideolojik tercih olup olmadığı sorulduğunda, üst düzey yetkili sadece farklı zevk ve tercihlere hitap eden yapımlar sunduklarını, siyasi ya da ideolojik bir gündemlerinin bulunmadığını ifade etmiştir. Ancak en azından birazcık bilinçli olan her göz, bu bataklığın apaçık bir toplum mühendisliği yaptığını, değer dediğimiz her şeyi ayaklar altına çiğnemeye yemin etmiş bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu görmekte zorlanmayacaktır.
Aşikâr olan bir gerçek vardır: Bugünün gençliği yalnızca içerik tüketmiyor; aynı zamanda algoritmalar aracılığıyla kimlik inşa ediyor. TikTok ve Instagram gibi platformlar da benzer şekilde çalışmaktadır; ancak özellikle Netflix, çok geniş içerik ağıyla kullanıcıya sürekli benzer içerikler önererek adeta dijital bir dünya görüşü üretmektedir. Çünkü bu platform artık sadece tercihlerimizi okumamakta, aynı zamanda onları üretmektedir. Milyonlarca insana benzer içerikler önererek küresel ölçekte ortak bir duygu dünyası, ortak bir tüketim alışkanlığı ve ortak bir düşünme biçimi inşa etmektedir.
Günümüz dünyasında özgürlük, algoritmanın zehirli nehrinde boğulmayan; benliğini, kimliğini, hayata dair heyecanını ve merakını onun soğuk mantığına kurban etmeyen bir neslin direnişidir. Gerisi, kolektif bir uyuşukluktan ibarettir. Zira insan, veriye indirgenemeyecek kadar derin bir varlıktır. Netflix için insanlar sadece şirketin cebini dolduracak veridir. Fakat insan sadece tüketen bir organizma değildir. İnsanı insan yapan şey; sezgileri, çelişkileri, vicdanı, korkuları, inancı ve anlam arayışıdır. Bunların hiçbiri tam anlamıyla ölçülemez. Bir insanın içindeki huzuru, bir annenin kaygısını, bir gencin varoluş sancısını ya da bir insanın gece yalnız kaldığında hissettiği boşluğu hiçbir algoritma tam olarak hesaplayamaz. Çünkü insan matematiksel bir problem değil, varoluşsal bir derinliktir. İnsan bir maneviyat varlığıdır.
Tam da bu yüzden modern çağın en büyük tehlikesi teknolojinin varlığı değil; insanın kendisini giderek bir veri kümesi gibi görmeye başlamasıdır. İnsan artık ne hissettiğinden çok ne kadar performans gösterdiğiyle ilgilenmektedir. Kaç adım attığı, kaç saat çalıştığı, kaç beğeni aldığı ve ne kadar görünür olduğu önem kazanırken; iç huzur, hakikat, derinlik ve tefekkür giderek değersizleşmektedir. Böyle bir dünyada insan, kendi ruhunu ihmal ederek sürekli optimize edilmeye çalışan bir fonksiyona dönüşme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu insanın irrasyonel ve paradoksal yapısına taban tabana zıttır.
Bugünün insanı artık zamanı gökyüzünden, tabiattan ya da hayatın doğal akışından okumamaktadır. Bu “modern”insan, geceyi ekran ışığından, sabahı bildirim seslerinden anlamaktadır. Tam da bu noktada İsmet Özel’in “Propaganda” şiirindeki şu dizeleri modern çağın ruhunu çarpıcı biçimde özetler:
“geceyi saatlerine bakarak anlıyorlar
ve sabah
gökyüzünün karnını gerdiği zaman
dağların kokusundan fabrikalar acıkınca
Köleler! gözleri camekanlarda” (Propaganda, Özel, İ. 1997, s. 164).
İsmet Özel’in “camekan” metaforu günümüzde çok daha farklı bir anlam kazanmıştır. Modern insan artık mağaza vitrinlerine değil; telefon ekranlarına, dijital platformlara ve algoritmaların önüne koyduğu içerik akışına bakmaktadır. Gözler artık camekânlarda değil, ekranlardadır. İnsan tüketirken özgür olduğunu sanmakta; oysa farkında olmadan yönlendirilmekte, biçimlendirilmekte ve dijital sistemlerin sessiz disiplinine boyun eğmektedir. Bu noktada özellikle Netflix bu dijital sistemlerin en tehlikeli bataklarından biridir.
Yorumlar