Kendime Söylüyorum-Abdullah Şahin
- Abdullah Şahin

- 9 Oca
- 2 dakikada okunur
Şair Abdurrahim Karakoç’a şiire nasıl başladığı sorulduğunda “Bismillah” dedim başladım şeklinde cevap vermiş, ben de yazabilmek için Bismillah diyorum.

Sessiz bir akşamüstüydü, sokakta birkaç köpek dışında hiçbir şey yoktu ve sokak kapısının anahtarlarının açılması ile başladı her şey. Sesiz adımlarla evin kapısından girdi. Dünden hazırladığı sobasını yaktı ve mum ışığının aydınlattığı masasına oturdu. Radyoda “Merhaba ey Fahr-i Alem” adlı hüzzam ilahi çalıyordu... Aslında bu güzel bir başlangıç olabilirdi bu yazı için fakat derdimi anlatabilmem için güçlü bir kalemim yok maalesef. Bunun için bu yazının konusunu kendime ayırdım. Müsaadeniz olursa başlangıç için kendime bir şeyler söylemem gerekiyor.
Yazmak uzak olduğum bir kavram değil aslında; günlerimi iş kapsamında çeşitli teknik konularda rapor yazarak geçiriyorum fakat bu metinler, insanların işlemlerini değerlendirdiğim ve birkaç kişinin okuduğu sıkıcı içeriklerden oluşuyor. Bu tür yazılar yazmak da sistem dışında kimseye ve önemlisi kendime bir şey katmıyor. Bu sebeple ben öncelikle özüme bir şeyler söylemek istiyorum.
Yazmak insanın kendine ve başkalarına bir şeyler söyleme çabasıdır. İnsanlık tarihi kadar geçmişe dayanmaktadır. Her ne kadar yazının bulunuş tarihi insanlık tarihinden daha sonra olsa da mağaralara çizilen resimler bile insanın anlatabilme ihtiyacının yansımasıdır. Peki neden anlatmak ister insan ya da neden yazmak ister? Yazmak kimi için yalnızlığından kurtulma, kimi için hayallerini yansıtma, kimi için tanınma isteğinin ürünüdür. Beni yazı yazmaya iten sebep ise sözü özüme söylemek, unutmamak ve tükenmemek için bir ihtiyacın yansımasıdır.
Çevreme baktığımda insanları tüketen şeyin hareketsizlik olduğunu görüyorum ve olgunluk çağlarımda yararsız biri olmak istemiyorum yani “bulanmadan, donmadan akmak” istiyorum. Geçenlerde bir arkadaşımla muhabbet ederken; üniversiteden eski bir dostu ile karşılaştığını ve geçmişi konuştuklarını, konuşmadan sonra içinde özlediği ve kendini mutlu eden duyguların uyandığını anlattı. Bu duygunun asılında içimizde kalan ve üzeri tozla kaplanmakta olan saf dostluk duygusu olduğunu düşündüm. Sırf bu düşünce bile yazmamız ve insanlarla duygularımızı paylaşmamız gerektiğini ve insan olduğumuzu hatırlatan acıları, üzüntüleri, mutlulukları duyguları zaman zaman yaşamamız gerektiği hissini uyandırdı bende.
Tabi yazmanın birçok yolu ve duygusu var. Kimisi X'de 140 karakter ile yazar, kimisi şiirle kimisi öykü ile kimisi düz yazıyla. Bende umut ediyorum ki bundan sonra duygularımı, düşüncelerimi sizle gönlümden geldiğince paylaşabilirim.
Yazımızı şimdilik Mevlana’nın bir şiiri ile noktalamak istiyorum.
“Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi
Her gün bir yere
Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş
Dünde beraber
Gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım..”



Yorumlar