Hayat Memat Meselesi-Hakan Oğuz
- Hakan Oğuz

- 3 gün önce
- 3 dakikada okunur
Hayat (Arapça kökenli), canlı olma durumu; yaşam, dirilik ve varoluşun tüm evrelerini kapsayan en temel kavramdır. Hayat, bir kişinin ömrünü, geçim tarzını ve yaşam şartlarını ifade ettiği gibi; tasavvufta ilahî tecelli, felsefede ise bilinçli gelişim anlamlarına gelir. Memat ise bu yolculuğun kaçınılmaz sonu: ölüm.

Hayatî öneme sahip durumlar için “hayat memat meselesi” deriz. Çünkü hayatımız, mematın eşiğinde bizimle yürür; mematımız ise hayatın son düzlüğünde bizi bulur.
Allah’ın bahşettiği bu hayatı ve ömrü, soluk soluğa tüketiyoruz. Her nefes bizden gitmekte ve ruh, beden denen kafesi terk etmek için adeta acele etmektedir.
Her neyi dert ediyorsan, her ne ile yaşıyor ve yaşlanıyorsan; hangi düşünce dehlizlerinde boğuluyor ve hangi sahile çıkmayı umuyorsan; dur ve şimdi kendine şu soruyu sor:
Öldüğümüzde buna değecek mi? Yani diyorum ki: Yaşadığımıza değecek mi ölümümüz? Belki de asıl soru şu: Öldüğümüze değecek mi yaşanılan bunca şey?
Yaşayamadıklarımız, yaşatamadıklarımız… İçimiz hep ahlar ve keşkeler tufanı. Oysa hayat, ılık bir meltem sadece. Çok sade, çok kısa… O hâlde hayatı anlamlı kılan şey nedir? Ne uğruna yaşamaya değer? Hayy ve Kayyum olan Allah’ın bahşettiği şu kısacık hayatı anlamlandıracak şey nedir?
Cevap sade ama belirleyicidir: Niyet. Çünkü niyet, yapılan işi sıradanlıktan çıkarır; ona yön, anlam ve değer kazandırır. Niyetsiz bir amel, ruhsuz bir beden gibidir.
Sabah uyandınız; ilk soru: “Şimdi ne yapacağım?” İkinci soru: “Peki bunu ne için, kim için, hangi amaç uğruna yapacağım?” İşte bu ikinci sorunun cevabı, hayatın yönünü belirler. Bu sorgulama bizi bir sonraki durağa götürür: İstikamet.
“El-istikame hayrun min elfi kerame” “İstikamet, binlerce kerametten daha hayırlıdır.” demiş büyükler. Çünkü mesele olağanüstü şeyler yapmak değil, doğru yolda kalabilmektir.
Niyet, bizi harekete geçiren güçtür. Ama tek başına yeterli değildir. Gaz pedalına basmak arabayı hareket ettirir; fakat freni olmayan bir araç, eninde sonunda felakete sürüklenir. İşte istikamet, o fren sistemidir. Hayatın keskin virajlarında ayakta kalabilmek, istikameti muhafaza edebilmekle mümkündür. Hûd suresinin 112. ayet-i kerimesinde Rabbimiz; “Emrolunduğun gibi istikamet üzere ol!” buyurmuştur. Bu ayete işaretle Peygamber Efendimiz (sav); “Beni Hûd Sûresi ihtiyarlattı...”[1] buyurmuştur.
İstikamet zordur. O yüzden bin kerametten daha hayırlıdır. Çünkü keramet geçicidir; istikamet ise süreklilik ister. O yüzden peygamberlerin, sıddıkların, şehitlerin ve salihlerin yegâne amacı ve duası istikamettir.
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yusuf’un şu duası bize öğretilir: “... Dünyada da ahirette de benim velim sensin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni salihler arasına kat.” [2] Hz. Yusuf gibi bir peygamber sonundan emin değil, son anında Müslüman olarak can vermeyi niyaz ediyor. Çünkü Allah katında itibar son anla kayıtlıdır.
Buradaki sır şu olsa gerek: Sonlarından emin olmayanlar her gün ilk günkü aşkla gayret etmek zorundadır. Kendinden emin olan ise çalışmaz, çabalamaz ve büyük bir yanılgıya düşer istikametini kaybeder ve hüsrana uğrar. Belki de o yüzden “Bir günü bir gününe denk olan hüsrandadır.” [3] buyurdu, Peygamber Efendimiz (sav).
Madem hayat memat meselesi bu kadar istikamet… Onu korumalıyız. Peki ama nasıl? İstikameti nasıl muhafaza edebiliriz?
İstikameti muhafazada en önemli yardımcımız meşguliyettir. Meşgul olan kalp ve zihin maddî ve mânevî hastalıklardan korunur. Çağımızın büyük problemlerinden biri olan psikolojik rahatsızlıkların çözümünde de meşguliyet yatar. İnsan ya kendini hayırla meşgul eder ya da boşluk, onu yavaş yavaş tüketir. Günümüzün pek çok ruhsal sıkıntısının temelinde de bu “boşluk hâli” vardır.
Daralan, sıkılan gönüllere şifa vesilesi olan İnşirah suresine bir bakalım. Bu arada inşirah “genişlemek, ferahlamak” anlamına gelir ki; bu da düşünenler için üzerine tefekkür edilecek bir bilgidir. İnşirah suresinin son ayetlerinde Rabbimiz bize çözümü gösteriyor: “Her zorlukla beraber elbette bir kolaylık vardır. Evet, her zorlukla beraber elbet bir kolaylık vardır. O halde bir işi bitirdiğinde hemen başka bir işe sarıl. Dua ve niyazla yalnızca Rabbine yönelip yalvar!” [4]
Burada en önemli nokta “bir işi bitirdiğinde yeni bir işe sarıl.” emridir. Her kim ki kalbinin ve zihninin o sıkıntılarından kurtulmak istiyorsa kalbini ve zihnini boş bırakmamalı, her daim hayırlı işlerle meşgul olmalı. Meşguliyet; zorlukla beraber gelen kolaylığın ilk adımıdır. Meşguliyet; bir günü bir gününe eşit olmamanın muştusudur. Meşguliyet, istikamete vesiledir.
Ne dedik? Niyet, istikamet ve meşguliyet…
Bu üçü doğru zamanda doğru şekilde bir insanda bulunursa dünyaya gönderiliş amacımız olan Hakk’ın rızasını kazanma hedefine tam ‘isabet’ eder.
Yazımızı özetleyecek olursak;
Hayatı ve ibadetleri anlamlı kılmak için niyet,
Niyete vasıl olmak için istikamet,
İstikameti muhafaza için meşguliyet gerekir.
Muhammed Es’ad Efendi’nin şu veciz sözleriyle yazımızı tamamlayalım:
“Âlim olsun, şeyh olsun, başında istikâmet sarığı bulunmayan herkes, sonunda zevâl bulup gider. Eğer sırtın istikâmet yükü altında iki kat olmamışsa, arzu okun hiç Allâh’a yakınlık hedefine isâbet eder mi?”[5]
Kaynaklar:
[1] Tirmizî, Tefsîr, 56/3297; Kurtubî, IX, 107.
[2] Yusuf Suresi 12/ 101.
[3] Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, no: 2406.
[4] İnşirah Suresi 94/ 5-8.
[5] Dîvân, İstanbul, 1991, s. 27
Yorumlar